Çin Devalüasyonu Geliyorum Diye Bağırıyor

0

2015 yılının 11 Ağustosu’nda Çin Merkez Bankası (PBOC) piyasalarda şok dalgasına sebep olan bir Yuan devalüasyonu yaptı. Bu devalüasyon adımı aslında boyutuna bakılırsa pek de büyük değildi ama piyasalarda yıllardır olan riske karşı kayıtsızlık psikolojisini sarstı ve risk algısını değiştirerek yeni bir süreci başlattı. 2015 yılının son aylarında Yuan’ın biraz daha sabit durmasının asıl sebebi IMF’nin SDR sepetine alınma hedefinde saklıdır. IMF, yılın sonuna doğru Yuan’ın 1 Ekim 2016’dan itibaren SDR sepetine alınacağını açıkladı. Bu aslında sabit bir bant içinde yönetilen Yuan’ın artık serbest dalgalanmaya geçmeye hazırlanması demektir ve bu sene serbest dalgalanmasına geçişi için devalüasyonların beklenilmesine işaret etmektedir. Üstelik Çin ekonomisinin yavaşladığı ve daha da yavaşlaması beklenen bir dönemde bulunduğu için Yuan’ın zayıflaması bir nevi Çin için ihracatını destekleyici olmasını göz önünde bulundurursak böyle adımların kaçınılmaz göründüğü sonuca varabiliriz.

2016 yılının ilk ticaret gününden beri Çin Yuan’ı çok ciddi kayıplara uğrayarak yeni devalüasyon adımların geleceğine işaret ediyor. Hatta Çin Merkez Bankası (PBOC) 8 Ocak’ta bunu çok açık bir şekilde ifade etti ve faizlerin serbestleştirileceğini ve dövizin uluslararasılaştırılacağını ifade ederek aslında daha fazla devalüasyonların yolda olduğunu ve daha az parasal müdahaleler olacağına dair bir sinyal verdi. PBOC bugün yaptığı açıklamasında aslında piyasaları neler beklediğini açıkça söyledi. Önemli olanı söylediklerini anlamakta.

Çin ekonomisi için önümüzdeki süreçte sert düşüş beklenebilir mi sorusuna şöyle bir yanıt verilebilir; Çin borsası ve emtialar sert düşüş sergiledi ve Çin ekonomisi ciddi bir daralma sürecine girdiği için nihayetinde sert bir düşüş beklenebilir. Burada unutulmaması gereken çok önemli bir finansal durum var ve bu finansal durumun ciddiyeti göz ardı edilemez; Çin’de devasa bir borç balonu oluştu ve bu balonun patlaması engellenemez gözüküyor. Çin ekonomisinin önümüzdeki süreçteki gidişatı hakkında fazlaca olumlu olacağıma ihtiyatlı olmayı tercih ederim.

Tüm bu çerçeve içinde Çin’de bir borç daralması ve böylece batıda küresel finans krizinde yaşanan banka zararlarına benzer ciddi banka zararları beklenebilir. Bu da Çin’in döviz birimini dramatik bir şekilde devalüe etmesi gerektirir. Tüm Yuan devalüasyonun sonuna geldiğimize inananlara aslında daha Yuan devalüasyonunun başında olduğumuzu ve daha gidilecek baya bir yol olduğunu söylemem gerekiyor.

Çin yönetimi tüm olanları ve bilhassa asıl daha olabilecekleri engellemek için bir sürü çaresiz önlemler aldı; borsadaki işlemleri durdurdu, likidite enjekte etti, Çin emeklilik fonlarını hisse senedi almaya teşvik etti ve hatta açığa satış uygulayanları tutuklattı. Tüm bunlar satış baskısını ancak geçici yavaşlattı ama kesinlikle durduramadı. Bu satış baskısının ardındaki asıl en önemli sebeplerden biri marjin borcunun boyutu. Çin marjin borcu $265 milyar, ABD marjin borcu $500 milyar civarında. Ancak bu iki veriyi karşılaştırabilmek için piyasa boyutuna göre ayarlayınca Çin marjin borcu ABD marjin borcunun iki katı olduğu anlaşılıyor. Bu asıl kaldıraç oranının ne kadar yüksek olduğunu ifade ediyor ve kaldıraç iki tarafı keskin kılıçtır. Kaldıraç piyasalar yükselirken gereken ilave likiditeyi sağlarken piyasalar düşerken düşüşü daha da hızlandırır. Bunu anlamak piyasalarda hayati önem taşıyor.

Burada yatırımcının çeşitli verilerin ara bağlantılarını anlayabilmesi yatırımlarının getirisi için büyük önem taşıyor. Küresel piyasaların Çin devalüasyonundan çok ciddi etkilenmesi beklenebilir. Yuan devalüasyonunu küçümsemek küresel ekonomilerin ve piyasaların ara bağlantılarını anlamamak demektir.

Çin yeni bir büyüme modeli bulmakta zorlanıyor ve döviz biriminin devalüasyonu sorunları dünyaya aktarıyor. Üstelik FED faiz artışına başlaması Çin ve gelişmekte olan piyasaları yeni bir büyüme modeli bulmalarında daha da zorlayacak. Tüm küresel ekonomiler birbirine bağlı olduğu bir ortamda Çin devalüasyonu ve ekonomisinin yavaşlaması her ekonomiyi bir türlü etkileyecektir.

Yellen, Draghi, Kuroda ve diğer merkez bankası başkanları kendi ekonomilerine uyguladıkları politikaların baştan beri aslında sınırlıydı çünkü küresel gelişmeler onların yetki alanlarının sınırlarını teşkil ediyor.

Karşı karşıya kaldığımız sorunun asıl adı borç deflasyonu, yani refahın çok hızlı bir süratle eridiği bir durum Piyasalarda bu yıl ve önümüzdeki yıllarda bu erimenin yansıması bilhassa artan volatilite olacak. Bu risklerin gittikçe arttığını fiyatlayan piyasalar demektir. Aslında 2009 yılından beri devasa parasal genişlemeler ve sıfır faiz politikaları sayesinde piyasalardaki sağlıklı risk algısının vurdumduymaz risk yokmuş gibi empoze edilen davranışın artık acı bir şekilde normal piyasa işlevine dönmesidir.

Bu ortamda PBOC artık parasal genişleme uygulayamaz çünkü 2008 krizinden sonra $25 trilyon borç yarattı. Maalesef bu ortamda Yuan devalüasyonu bile beklenen sonuçlara varmadı ve yeni devalüasyonların beklenen sonuçlara varmasıda çok şüpheli. Sonuçta Çin ekonomisi devasa bir Ponzi dalaveresidir (saadet zinciri) ve $25 trilyonun aşırı kapasite yaratılmasına kullanılması bunun bir ispatıdır. Aslında tüm küresel ekonomi devasa bir Ponzi dalaveresidir.

Yaşadığımız piyasaların gerginliği aslında küresel ekonomik Ponzi dalaveresinin bozulmasının daha henüz başlangıç kademeleridir. Muazzam bir refah tahribatının başlangıcına şahit oluyoruz. Bu refah bu kadar kolay tahribata uğrayabiliyor çünkü hiç bir zaman gerçek değildi yalnız merkez bankaların piyasa manipülasyonları sayesinde yapay yollardan şişirilmişti.

Çin ekonomisinin sorunlarını dünyanın diğerinden ayrı görme girişimleri amansızdır çünkü Çin sorunu aslında tüm dünyanın sorunudur. İktisatçılar için bir yatırımdaki kaybolan paranın otomatikman başka bir yatırıma kaydığını inanmak cezbedicidir fakat bu olmuyor. Yatırımların çoğu böyle bir ortamda maalesef buharlaşıyor.

Aynı batıda gibi Çin’de de değer kaybeden bir döviz biriminin ithal edilen fiyatların artışı sayesinde enflasyonu artırabileceği düşünülüyor fakat bu aslında ekonomileri bir numaralı Keynesyen sorunla karşı karşıya bırakıyor; tüketiciler ve şirketler düşük fiyatlardan faydalanmak için tasarruflarını tüketim ve yatırım için kullanırsa işe yarar ancak uzun süreli fiyat düşüşleri tüketicileri ve şirketleri ilerde daha düşük maliyet beklentisi sayesinde harcamalarını geciktirmeye teşvik eder. Bu da zaten yavaşlayan bir ekonomiyi daha da yavaşlatır. Bu ilk görünüşte tüketiciler için faydalıymış gibi görünse de, hizmet ve mallar sunan yüksek kaldıraçlı şirketler için
çok kötü. Bilhassa Çin gibi toplam borcun GSMH’nın az daha 4 katı olan bir ülke için böyle bir deflasyoner ortam borç krizine sebep olarak trilyonlarca batık kredi otaya çıkmasıyla finansal sistemini sarsar.

Çin ekonomik ve finansal teşviklerde bulunsada ve kaçınılmaz devalüasyonlar uygulasada iki ana sorun kalıyor; süratle yavaşlayan bir ekonomi ve milyonlarca işini kaybetmek üzere (çok sinirli) kişiler toplumsal gerginliklere sebep olur. Düşen para birimi ve artan ithalat fiyatları kazanç marjlarını baskılarken ve işten çıkarmalara sebep olurken Çin yönetimi bu tehlike karşısında şirketleri masraflarını dahada fazla kesmeye zorlayamaz.

Üstelik Çin döviz birimi değer kaybettikçe zaten yüksek boyutta yaşanan sermaye kaçışı da artacak.
Bu kaçışın boyutu en az $700 milyar civarında olması bekleniyor ve Çinin gittikçe azalan döviz rezervini daha da eritmesi beklenebilir. Çin döviz rezervlerinin erimesi de ABD devlet tahvillerdeki satış baskısının artması demektir. Tüm bu gelişmeler en uygunsuz zamanda oluyor; Çin bankaları büyük sayıda bilhassa emtia sektöründe aktif olan şirketlerin iflasları sayesinde batık kredilerle karşı karşıya kalıyor. Bu batık kredilerin boyutu $3 trilyonu buluyor.

Çin adım atmakta ne kadar uzun beklerse sorunları o kadar artacak. Çin yönetimi seçmesi gerekiyor ya ekonomisini deflasyon dalgası çökertecek ve borç krize ile toplumsal kargaşaya sebep olacak ya da
enflasyon yaratma umuduyla çok büyük ölçekte ve ani bir devalüasyon girişiminde bulunarak şirket karlılıklarını çökerterek toplumsal kargaşaya sebep olacak. Çin’in durumu: “Yukarıya tükürürse bıyık aşağı tükürürse sakal!” Kısacası, Çin’e şimdiden geçmiş olsun, batının parasal eğilimli neo-Keynesyen ekonomisini benimseyerek Çin artık çıkışı görülmeyen bir tuzakta. Ancak bu tuzakta yalnız değil, tüm küresel ekonomi bu tuzakta.

Share.

Leave A Reply