Yurtta Sulh Cihanda Savaş

0

Standard and Poor’s’un önceki gün ABD’nin kredi notunu düşürmesi dünyada tam bir şok etkisi yarattı. Bu nedenle bu hafta uluslararası ekonomi ve kriz beklentilerini masaya yatırıyoruz. Bunu da 2008 krizinin hayatını derinden etkilediği bir isimle konuştuk: Kaan Sarıaydın. Kariyerini Bear Stearns, Lehman Brothers ve Morgan Stanley’de geçirmiş, parlak finansçılardan biri olan Kaan Sarıaydın 2008 krizinde Morgan Stanley’in Türkiye CEO’suydu. Kriz nedeniyle bankanın Türkiye ofisi kapanınca, o da hiç beklemediği bir süreçte işsiz finansçılar kervanına karıştı. Sarıaydın, yaşadıklarının ardından tecrübelerini kriz seminerleri vererek paylaşma yolunu tuttu, bugün hayatına yabancı ve Türk firmalarına danışmanlık hizmeti vererek devam ediyor.

2008 krizinin ardından işsiz kalan finansçılar kervanına katılan Morgan Stanley’in eski Türkiye CEO’su Kaan Sarıaydın küresel ekonomiyi kanserli bir hastaya benzetiyor. Sarıaydın ‘Bugüne dek yalnız semptomları tedavi edildi ve ağrı kesiciler verildi! 2008’de patlak veren sorun çözülmedi, sadece üzerine kum gibi para atıldı. Bu nedenle dünya hiç krizden çıkmadı’ diyor

Kaan Sarıaydın ile İstanbul’daki evinde cuma günü bir araya geldik. Karşımda finans ve ekonomiyi özümsemiş eski bir CEO’nun yanı sıra; kapitalizm, uluslararası siyaset ve sosyal adalet üzerine de kafa yoran bir kişi buldum. Sarıaydın’ın küresel ekonomi ve olası bir yeni kriz dalgasına ilişkin sorularıma yanıtları şöyle:

Şenay YILDIZ: Bir süredir kriz konuşuyoruz. 2008 ila 2011 arasında paralellik görüyor musunuz?
Kaan SARIAYDIN: 2008’deki kriz dediğimiz olay büyük bir transformasyonun başlangıcıydı. 2008’de herkesin fark ettiği dipte bir sorun olduğuydu ama bu çözülmedi. 2009’da üzerine sadece kum gibi para atıldı ve sorun örtbas edildi. Bugün karşı karşıya olduğumuz tüm bu sorunların temelinde karşılıksız parasal sistem ve yaratılan illüzyon var. Bu krizden hiçbir zaman çıkmadık biz. Dünya ekonomisi dönüm noktasında. Gelecek aylarda birçok devletin büyümesi muhtemelen yavaşlayacak.

Ş.Y: Dünya ekonomisi dönüm noktasında diyerek ne kastediyorsunuz?
K.S: Çok basit. Sistemin içerisindeki bozukluk bir kanser tümörüne benziyor. Hücrede kanserleşme oluştu. Kriz aslında adım adım gelişen bir süreçtir. İlk etapta 2008’de Batı’daki emlak piyasasının çöküşü ve bununla bazı finans kuruluşlarının borç batağına girmesi (Lehman’ın batışı), ikinci etapta ekonomileri canlandırmak için devletlerin aşırı borçlanması… Bu sanal talep artık yok oluyor ve devletleri borç tuzağına soktuğu için şimdi devletler büyük tasarruf programları başlatıyor. Bu da ekonomileri soğutuyor. Üçüncü etapta aslında özel sektörün talebi körüklemesi gerekirdi fakat bunu göremiyoruz. Böylece üçüncü etapta büyük ihtimalle devletler daha fazla parasal genişlemeye geçip enflasyonu arttıracak veya temerrüte düşüp, iflaslarını ilan edecek!

PONZİ OYUNU OYNANIYOR

Ş.Y: Dünya ekonomisinde böylesine büyük parasal akışların arkasında kimler var? Hep aynı dar bir grup mu?
K.S: Evet, dikkatle bakarsanız, parayı kontrol eden belirli elit gruplar çıkıyor. İşin ilginci, birçok bankanın arkasında da aynı gruplar, kişiler çıkar. 2008 sonrası sistemik bir değişime girdik biz. O nedenle bu ‘Kriz geldi, bir resesyon oldu, bitti’ şeklinde açıklanamaz.

Ş.Y: Nasıl çıkacağız o zaman bu işin içinden?
K.S: Avrupa’da çok önemli bir ekonomik tarih profesörü olan Niall Ferguson gibi düşünüyorum ben de. ABD’de Keynesyen ekonomi politikaları ön planda. Klasik para basma da buradan geliyor. Keynes politikalarının sonu hep savaştır. İkinci Dünya Savaşı 1931’deki Avrupa bankalarının batmasından çıkmıştır. 2009’da dipteydik, 2 yıl sonra bugün Avrupa bankaları sallanıyor. O kadar benziyor ki birbirine… Tarih tekerrürden ibarettir. Oyun çok basit: Ponzi oyunu (*) . Aynı oyun oynanıyor her gün, global ekonomi budur. Dolayısıyla, bu krizden çıkmanın yolu o kadar kolay değil.

Ş.Y: Ne olacak peki?
K.S: Ya bir hiper enflasyona yol açacaklar. Maalesef küresel enflasyon olursa, bunun sonu savaştır. Ya da hepsi masaya oturacak ve borçları silecekler. Ama buna kimse yanaşmayacaktır.

Ş.Y: Avrupa ekonomisine bakarsak İtalya ve İspanya da Yunanistan gibi olabilir mi? Euro ve Avrupa Parasal Birliği’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
K.S: Bence Euro zaten sanal bir para birimiydi. Hiçbir zaman Portekiz ve Yunanistan gibi ülkeler bir Fransa veya Almanya ayarında değildi. Bu nedenle bugün çatırdamaları çok da şaşırtıcı değil. Devletler devasa kemer sıkma politikaları başlattı. Bunların fonlamasını EFSF yani Avrupa Finansal Stabilite Tesisi’nin sağlaması bekleniyor. Fakat, İtalya ve İspanya’nın da Yunanistan gibi temerrüde düşme tehlikesi yaşanırsa EFSF’nin tam 4 kat genişlemesi gerekir ve bu da 3.5 trilyon Euro demektir. Bu olursa, Almanya’nın katkısı kendi GSYH’sının % 133’ü demektir. Yani, Almanya aslen Euro bölgesinin tek asıl dayanağı oluyor! Almanlar bir noktada diğer ülkeleri fonlamaktan bıkıp, sokaklara döküleceklerdir. Ondan sonrasını artık kimse tutamaz. Kaça olur bilmiyorum ama Euro bölgesi muhtemelen bölünecek ve farklı değerlerde paralara geçilecek.
(*) Ponzi oyunu, nasıl olacağını pek anlamadan çok para kazanacaklarına inanan kişilerin, giderek artan sayılarda oyuna katılarak sisteme para aktarmasına ve onların yatırdığı paralarla daha önce katılanlara yüksek kazanç ödenmesine dayanıyor. Bu oyunun sonu olmadığı yolundaki iddialar güçlenince de oyuna katılanların sayısı hızla azalıyor ve oyun çöküyor.

Lehman Brothers’ı bilinçli batırdılar

Lehman’ın bitişi bilinçli bir şekilde oldu. Lehman’ın eski CEO’su bugün New York’ta büyük bankalara danışmanlık hizmeti veriyor. 850 milyar dolar batırdı. Normal şartlarda böyle birine kimse iş vermezdi. Ama demek ki şartlar normal değil! Bu sorunun yanıtını daha iyi anlamak için Lehman’ın batış sürecinde ve sonrasında dağıtılan paralar basılıp, kimlere bedavaya gitti, ona bakmak lazım. ABD Merkez Bankası tarafından 16.2 trilyon dolarlık ‘örtülü’ kredi dağıtıldı ve hepsi büyük finans kuruluşlarına gitti. Bunlar 2009-2010’da bu paraları alıp, tarihte görülmemiş bonuslarla ceplerine doldurdular.

İkinci dip kesin geliyor

ABD ekonomisinde ikinci dip kesinlikle çıkacak. Sistem hasta, kanser var, tümöre dönüşmüş durumda. Bugüne dek yalnız semptomları tedavi edildi ve ağrı kesiciler verildi! Hasta uyuşturulmuş halde. Bu nedenle tümörün yavaşça genişlemesini fark etmedi! Fark edince de panik halinde davranıyor ama şimdi ölüm döşeğinde!

Arap baharından endişeliyim

Arap baharının neye dönüşebileceği endişem var. Zira bölgesel bir çatışmada durumumuz çok zor. Herkes Arap baharı derken, bölgede bir İran-İsrail savaşı tetiklenebilir. Çin İran’la ambargoya rağmen petrol anlaşmaları yaptı. Rusya’nın Suriye’de deniz üssü var. Dünyada uydu devletler üzerinden bir güç savaşı yaşanıyor. Öte yandan, 2008 krizinden çıkabilmek için Afrika’da açtığımız pazarlar da sarsılıyor.

Yurtdışı karışık, paranızı Türk bankalarında koruyun!

Kaan Sarıaydın’ın tavsiyeleri şöyle: ‘Altın sizi mevcut döviz zararlarına karşı korur. Spekülatif değerli emlak değil, toprak gibi değerini hep koruyan varlıklar düşünülmeli. Yurtdışındaki bankaların hepsi batık, paralarınızı Türk bankalarında koruyun!’

Ş.Y: Tüm bunların ortasında Türkiye nasıl görünüyor?
K.S: Türkiye’de büyüme ve refah artışı var. Siyasi istikrarı bozulmazsa, olumlu görüyorum. Literatüre göre gelişmekte olan ülkelerin en önemli krize girme nedeni cari açık. Bu nedenle cari açığı unutmamamız lazım. Ayrıca, Türkiye yüksek katma değerli üretime geçmedikçe, hiçbir zaman istediği yere gelemez. Neden Türkiye’den iPod, iPad çıkmasın? İleri teknoloji üretmek şart. Yapısal değişimlere adım atmak gerekiyor!

Ş.Y: Yeni bir kriz dalgası bizi nasıl etkiler? Türkiye’de cari açığın yarattığı kırılganlık yönetilebilir mi?
K.S: Bankalarımızın sağlam mali yapısı dünyayı kıskandıracak durumda. Biz de krizden konuştuğumuzda aslında dünyadaki finansal ve mali krizden değil, daha çok küresel talebin azalmasından bahsediyoruz. Türkiye’nin cari açığının bu senenin son çeyreğine doğru azalma göstermesini bekliyorum. Zayıf Türk Lirası ithalatı muhtemelen azaltır ve döviz tarafından ihracatımızı rekabete karşı güçlendirir. Fakat, küresel talebin azalması bunu negatif etkileyebilir.

EMLAK DEĞİL, TOPRAK YATIRIMI

Ş.Y: Böylesi kriz ortamlarında en büyük sorunlardan biri de eldeki varlıkların nasıl korunacağı… İnsanlar ne yapmalı?
K.S: Ben kimseye yatırım için akıl vermek istemem. Ama gördüğüm birkaç şeyi yorumlayabilirim. Krizin başından beri dünyada dövizden kaçış var. Altın sizi mevcut döviz zararlarına karşı korur. Altınla kıyaslarsanız, borsa net bir şekilde zararda. Varlığımı korumak istersem altında tutarım ama 3-5 yıl unutmak kaydıyla. Toprak gibi hep değerini koruyan varlıklar da düşünülmeli. Spekülatif fiyatlı emlaklardan bahsetmiyorum. Az parası olan kişilerse Türk bankalarında parasını tutmalı. Yurtdışındaki bankalar bilançolarıyla oynamasalar, göreceğiz ki neredeyse çoğu batık durumda. En güvenilir olanlar Türk bankaları, paralarını orada tutsunlar. Şu günlerde borsada görülen sert hareketlere dikkat edin. Birileri bilinçli oynamalar yapıp, toplumsal bir psikoloji yaratıyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Birden savaş çığlıklar başlarsa, şaşırmayalım.

MB TARİHE GEÇECEKTİR

Ş.Y: Merkez Bankası’nın perşembe günü aldığı politika faizini yarım puan düşürme kararını nasıl yorumluyorsunuz?
K.S: Ben çok şaşırdım. Bunu durduk yere yapmazlar. Demek ki, bir bildikleri var. ‘Kriz kapıya dayandı’ diye öngörüyorlar. Siz enflasyon konuşurken, dövizlerin zayıf olduğu bir ortamda faizi indirmemeniz gerekir. Ama şimdi ‘O önemli değil, faizleri indireyim de gelecek krize hazırlıklı olayım’ diyorlar. Merkez Bankası bir şey bilmese böyle bir adım atmaz. Kriz zaten var, burada patlak verip, görünür oldu mu, Türkiye Merkez Bankası literatüre geçecektir.

Ş.Y: Bu süreçte Türkiye kendisine çok mu güveniyor, yoksa bu özgüvende haklı mı? Türkiye güvenli bir liman olabilir mi?
K.S: Bu süreç kriz olarak nitelendirilirse belirmek istiyorum ki, başlı başına Türkiye’nin krizi değildir. Fakat küresel ekonominin bir parçası olduğumuz için ister istemez bizi etkiler. Biz de son kriz dalgasında görüldüğü gibi etkisi rakamsal dramatik gözükse bile, o kadar da hızlı ve büyük boyutlarda yükselişe geçtik. Türkiye’nin dalgalanması kısa ve şiddetli oluyor ama kalıcı olmuyor! Hareketliliği göze alan, bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetebilir.

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER KAZANIR

Ş.Y: Küresel yeni bir kriz dalgası gelirse, bunun kazanan ve kaybedenleri kim olur?
K.S: Küresel bir krizde herkes bir nevi etkilenir. Fakat, fırtınadan sonra büyük ihtimalle küreselleşmeyle başlayan trend yeniden canlanan, gelişmekte olan ülkeleri kazanan olarak ortaya çıkaracak. Bunların arasında Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve Türkiye gibi ülkeler bulunabilir. Kaybedenler, büyük borç tuzağına düşen ve demografisi zayıf olan batı ülkeleri olacak. ABD, AB ve devlet borçlanması bakımından dünyanın en büyük borç yükü altındaki Japonya bu grupta.

Ş.Y: S&P’nin ABD’nin kredi notunu düşürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
K.S: Kredi derecelendirme kuruluşlarının itibarı sıfır. Yunanistan bu hale gelmeden önce neden hiçbir tepki vermemişler? Kararlarında çok geç kalıyorlar ve derecelendirmelerini bitirdiklerinde zaten iş işten geçmiş oluyor! Çünkü onlar da bu ekonomik elit grubunun bir parçası! Bugün (önceki gün) S&P’nin ABD’nin kredi notunu kırması geç de olsa doğru bir adımdır.

Yayınlanma Tarihi: 08 Ağustos 2011
Kaynak: Akşam Gazetesi

Share.

Leave A Reply